Türkiye yine hızlı akan bir gündemin içinde.
Her gün yeni bir gelişme yaşanıyor. Bir açıklama, bir diplomatik temas, ekonomiden gelen yeni bir veri veya güvenlik başlığındaki gelişme kısa sürede gündemin ilk sırasına yerleşiyor.
Ancak haberlerin hızına kapılırken daha önemli bir soruyu gözden kaçırmamak gerekiyor:
Türkiye bugün yaşananları mı yönetiyor, yoksa geleceğini mi şekillendiriyor?
Bu soru, önümüzdeki dönemin en önemli meselelerinden biri.
Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu'nun 22 Eylül'de New York'ta başlamasıyla birlikte dünya liderleri yeniden aynı masanın etrafında buluşacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 20-23 Eylül tarihleri arasında ABD'yi ziyaret ederek Genel Kurul çalışmalarına katılacak ve 22 Eylül'de Genel Kurul'a hitap edecek.
Türkiye açısından bu ziyaret yalnızca bir diplomasi trafiği değil.
Dünyanın önemli meselelerinin yeniden tartışılacağı bir dönemde Türkiye'nin kendi önceliklerini, beklentilerini ve dış politika yaklaşımını ortaya koyacağı bir platform olacak.
Fakat Türkiye'nin geleceği yalnızca diplomasi masalarında şekillenmeyecek.
Ekonomi, üretim, eğitim, teknoloji ve hukuk da en az dış politika kadar belirleyici olacak.
Dünya büyük bir dönüşümden geçiyor.
Yapay zekâ çalışma hayatını değiştiriyor. Enerji dengeleri yeniden şekilleniyor. Küresel ticaretin kuralları tartışılıyor. Ülkeler teknolojik üstünlük ve ekonomik dayanıklılık için birbirleriyle yarışıyor.
Böyle bir ortamda Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri, sahip olduğu potansiyeli kalıcı bir güce dönüştürebilmek.
Bunun yolu ise yalnızca büyüme rakamlarından geçmiyor.
Vatandaşın geleceğe güvenebilmesi, girişimcinin yatırım yapabilmesi, işletmelerin önünü görebilmesi ve gençlerin kendi ülkelerinde gelecek kurabileceklerine inanması da ekonomik gücün önemli parçaları.
Son dönemde finans piyasalarında yaşanan hareketlilik de güven ve istikrarın önemini yeniden gündeme getirdi. Finansal İstikrar Komitesi, sermaye piyasalarının işleyişine ilişkin temel veya yapısal bir risk bulunmadığını açıklarken, bazı fonlardaki kredi ve likidite sorunlarına yönelik tedbirlerin değerlendirildiğini bildirdi.
Burada önemli olan yalnızca bugünkü gelişmeyi değerlendirmek değil.
Asıl mesele, ekonomik sistemin uzun vadede ne kadar sağlam ve öngörülebilir hale getirilebildiği.
Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir.
Ekonomi aynı zamanda güvendir.
Bir iş insanının yatırım kararı, bir gencin gelecek planı, bir ailenin harcama tercihi ve bir girişimcinin yeni bir iş kurma cesareti ekonomik güven ortamıyla doğrudan bağlantılıdır.
Türkiye'nin önündeki mesele de tam olarak burada düğümleniyor.
Günlük siyasi tartışmalar elbette olacaktır.
Farklı görüşler, farklı beklentiler ve farklı politikalar demokrasinin doğal parçalarıdır. Ancak ülkenin uzun vadeli hedeflerinin günlük tartışmaların gölgesinde kalmaması gerekir.
Bugünün Türkiye'si;
daha nitelikli eğitim,
daha güçlü üretim,
daha yüksek teknoloji kapasitesi,
daha fazla katma değerli ihracat,
daha güçlü girişimcilik,
daha öngörülebilir bir ekonomik ortam
ve gençlerin geleceğe daha güvenle bakabileceği bir Türkiye hedefini tartışmak zorunda.
Çünkü dünyadaki değişim beklemiyor.
Türkiye'nin önünde önemli fırsatlar olduğu kadar ciddi meydan okumalar da var.
Coğrafi konum, üretim kapasitesi, genç nüfus ve gelişen teknoloji ekosistemi önemli avantajlar. Fakat bunların kalıcı bir güce dönüşmesi, uzun vadeli ve istikrarlı politikalarla mümkün olabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yalnızca “Bugün ne oldu?” sorusunu sormak yeterli olmayacak.
Daha önemli soru şu:
“Bugün attığımız adımlar, Türkiye'yi yarın nereye taşıyacak?”
Asıl gündem burada başlıyor.
Türkiye'nin ihtiyacı, gündemin hızına kapılmak değil; gündemin arkasındaki büyük resmi görebilmek.
Çünkü haberler değişir.
Gündem değişir.
Siyasi aktörler değişir.
Ekonomik şartlar değişir.
Fakat bir ülkenin geleceği, bugün verilen kararların toplamıyla şekillenir.
Türkiye Bülteni olarak bizim sorumluluğumuz da yalnızca gelişmeleri aktarmak değil, zaman zaman gündemin içinde kaybolan büyük soruları yeniden hatırlatmaktır.
Türkiye'nin asıl gündemi, bugünün gürültüsü değil; yarının nasıl kurulacağıdır.
Sefer Çetinkaya
Genel Yayın Yönetmeni
Türkiye Bülteni