Sendikacılığın varlık sebebi bellidir: Kendisine güven duyan, emeğini ve alın terini temsil etmesi için yetki veren insanların haklarını, hukukunu ve menfaatlerini korumak.
Sendikalar, üyelerinin güvenini kazanmak, sorunlarına çözüm üretmek ve haklarını kararlılıkla savunmak için vardır. Bunun dışında bir varlık gerekçesi yoktur. Üyesinin derdiyle dertlenmeyen, sorunlarını gündemine almayan, hakkını ararken sorumluluk üstlenmeyen bir yapının sendikacılık yaptığını söylemek mümkün müdür?
Sendikacılık; ziyaretler gerçekleştirmek, fotoğraf vermek, takvim ve promosyon dağıtmakla sınırlı bir faaliyet değildir. Bunlar sendikal çalışmaların bir parçası olabilir ancak sendikacılığın özünü oluşturmaz. Sendikacılık; bilgi, birikim, cesaret, kararlılık, mücadele ve her şeyden önce güven ister.
Eğer sendikalar bu ülkede birer Kanarya Sevenler Derneği hüviyetinde faaliyet gösterecekse memurlarımızın böyle bir sendikal faaliyete neden ihtiyaç duyduğunu yeniden düşünmesi gerekir. Çünkü önemli olan sendikanın adı değil, çalışanların hayatında neyi değiştirdiği ve onların haklarına ne ölçüde sahip çıktığıdır.
Tam da bu noktada Türkiye Kamu-Sen’in ve Türk Diyanet Vakıf-Sen’in sendikacılık anlayışını ortaya koymak gerekir.
Bizim sendikacılık anlayışımızın merkezinde ahlak, adalet, emek ve mücadele vardır. Üyeyi yalnızca aidat ödeyen bir kişi olarak değil, güvenini ve emeğini bize emanet eden bir yol arkadaşı ve dost olarak görürüz. Hakkı savunurken şartlara göre tavır değiştirmeyen, ilkelerinden vazgeçmeyen bir anlayışı temsil ederiz.
Türkiye Kamu-Sen, yıllardır kamu çalışanlarının hak ve menfaatlerini savunurken ilkelerinden taviz vermeyen, gerektiğinde itiraz eden, gerektiğinde müzakere eden, ancak haklı mücadelesinden vazgeçmeyen bir sendikal duruşun adıdır.
Türk Diyanet Vakıf-Sen ise Diyanet ve Vakıflar çalışanlarının sesi olmayı, onların mesleki, sosyal ve ekonomik haklarını kararlılıkla savunmayı temel sorumluluğu kabul eder. Bizim için sendikacılık, birilerinin gönlünü hoş tutma faaliyeti değil, çalışanların hakkını teslim ettirme mücadelesidir.
Biz ahlaklı sendikacılık diyoruz. Çünkü hak ararken haksızlık yapmayı, mücadele ederken ilkelerden uzaklaşmayı, güç kazanmak uğruna güveni zedelemeyi doğru bulmuyoruz.
Biz cesur sendikacılık diyoruz. Çünkü gerektiğinde yanlışın karşısında durmaktan, haksızlığa itiraz etmekten ve çalışanların hakkını her platformda dile getirmekten çekinmiyoruz.
Biz kararlı sendikacılık diyoruz. Çünkü bugün dile getirdiğimiz talepleri yarın unutmuyor, verilen sözlerin takipçisi oluyor, sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdürüyoruz.
Elbette sendikacılığın geleceğini belirleyecek asıl irade memurlarımızın kendi tercihidir.
Memurlarımız kendilerine şu soruları sormalıdır:
Hangi sendika benim hakkımı savunuyor? Hangisi sorunlarımı gündemine alıyor? Hangisi çözüm üretmek için çaba gösteriyor? Hangisi gerektiğinde risk alıyor? Hangisi sözünün arkasında duruyor? Hangisi üyelerinin güvenine layık olmak için mücadele ediyor?
Bu soruların cevabı, sendikal tercihin de ölçüsü olmalıdır.
Çünkü sendikalar üyelerinden güç alır. Üyesinin sorgulamadığı, hesap sormadığı, başarı ve başarısızlığı değerlendirmediği bir yapı zamanla kendi varlığını amaç hâline getirebilir.
Sendikacılık, yöneticilerin kendilerine alan açtığı değil, çalışanların haklarını korumak ve geliştirmek için üstlenilen bir emanettir. Bu emanete sahip çıkmak; makamı değil güveni, kişisel çıkarları değil adaleti öncelemeyi gerekti