Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Hilmi Şanlı Yazdı: Sendikacılığın Temelinde Hak ve Adalet Var

Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri Hilmi Şanlı, sendikacılıkta hak, adalet, emek ve kul hakkının önemini yazdı.

12.10.2026 09:11 12.10.2026 11:17 8060 okuma Okuma Süresi: 4 dk
Hilmi Şanlı Yazdı: Sendikacılığın Temelinde Hak ve Adalet Var
Paylaş:
N

 

BİZİM SENDİKACILIK ANLAYIŞIMIZIN TEMELİNDE HAK VE ADALET VARDIR

İnsan bazen en yakınındakinin yanlışını söylemekte zorlanır. Dostunu kırmak istemez, kendi menfaatinden vazgeçemez, işine gelmeyen bir gerçeğin karşısında susmayı tercih eder. Oysa bizim inancımız bize açıkça şunu söyler: Hak neyse onu söyleyeceksin, adalet nerede gerektiriyorsa orada duracaksın. Bedeli ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayacaksın.

Yüce Rabbimiz Nisâ Suresi’nin 135. ayetinde şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Kendinizin, anne-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun.”

Bu ayet, hepimiz için büyük bir ders, aynı zamanda ağır bir sorumluluktur. Çünkü adalet, başkasının hatasını görüp söylemekten ibaret değildir. Asıl mesele, kendi yakınımızın yanlışına da yanlış diyebilmek, kendi çıkarımız zarar görecek olsa bile hakkın yanında durabilmektir.

Bizim sendikacılık anlayışımızın temelinde de bu anlayış vardır.

Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak bizim derdimiz makam, mevki veya kişisel çıkar değildir. Bizim derdimiz, alın teri döken insanın hakkını korumak, emeğinin karşılığını almasını sağlamak ve haksızlığa uğrayanın yanında durmaktır.

Bir meslektaşımızın hakkı yeniyorsa, bir çalışanımızın emeği görmezden geliniyorsa, liyakat yerine başka ölçüler öne çıkarılıyorsa söyleyecek sözümüz, verecek mücadelemiz vardır. Çünkü hak aramak bizim görevimiz, adaleti savunmak vicdani sorumluluğumuzdur.

Üstelik bu anlayış, yalnızca kendi üyemizin hakkını savunmakla sınırlı değildir. Bizimle aynı düşünmeyen, başka bir sendikaya üye olan veya hiçbir sendikaya üye olmayan bir çalışan da haksızlığa uğradığında onun hakkını gözetmek gerekir. Hakkın sahibi kim olursa olsun, hak yine haktır.

Rabbimiz Mâide Suresi’nin 8. ayetinde, bir topluluğa duyulan öfkenin insanı adaletsizliğe sürüklememesi gerektiğini bildiriyor. Demek ki adalet, sevdiğimize göre de kızdığımıza göre de değişmez. Bize düşen, kişilere göre değil, hakka göre hareket etmektir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Haksızlık yapmaktan sakının. Çünkü haksızlık, kıyamet gününde karanlıklar olacaktır.” (Müslim, Birr, 56)

Bu hadis üzerinde hepimizin düşünmesi gerekir. Bir insanın emeğini yok saymak, hakkını geciktirmek, uğradığı haksızlık karşısında sessiz kalmak öyle kolay geçiştirilecek işler değildir. Hele din hizmeti gibi büyük bir sorumluluğun taşındığı bir alanda görev yapıyorsak hak ve adalet konusunda çok daha hassas olmak zorundayız.

Ben sendikacılığı, bir yerlere yakın olmak veya makamların gölgesinde güç kazanmak olarak görmüyorum. Sendikacılık, gerektiğinde yanlışın karşısında durabilmek, çalışanın derdini kendi derdi bilmek ve hakkını alana kadar mücadelesini sürdürmektir.

Elbette hepimiz hata yapabiliriz. Önemli olan, hatayı kimin yaptığına bakmadan doğruyu söyleyebilmektir. Dostluk, yanlışın üzerini örtmek değildir. Vefa, haksızlığa göz yummak değildir. Birlik ve beraberlik de her yapılanı doğru kabul etmek anlamına gelmez. Bazen en büyük iyilik, insanın yüzüne doğruyu söyleyebilmektir.

Bizim anlayışımızda üyemize de yöneticimize de aynı ölçüyle bakılmalıdır. Çünkü hepimiz yaptıklarımızdan sorumluyuz. İnsanların ne diyeceğini düşünürken Allah’ın huzurunda vereceğimiz hesabı unutmamalıyız.

Sendikacılığın başarısını yalnızca üye sayısıyla, kazanılan makamlarla veya elde edilen imkânlarla ölçemeyiz. Asıl başarı, bir çalışanın hakkını almasına vesile olmak, bir haksızlığın giderilmesini sağlamak ve insanların gönlünde güven kazanmaktır.

Benim için en kıymetli kazanım, başımı yastığa koyduğumda vicdanımın rahat olmasıdır. Kimsenin hakkını yememek, kimsenin hakkının yenmesine de seyirci kalmamak gerekir.

Unutmayalım ki makamlar gelir geçer, görevler değişir, insanlar gelir ve gider. Fakat bir insanın hakkını korumak için verdiğiniz mücadele de yaptığınız haksızlık da geride bir iz bırakır. İnanan insan için asıl mesele, insanların karşısında olduğu kadar Allah’ın huzurunda da hesabını verebilmektir.

Türk Diyanet Vakıf-Sen olarak bizim yolumuz bellidir: Haksızlık kime yapılırsa yapılsın karşısında durmak, hak kimin elindeyse hakkını teslim etmek ve emeğin hakkını sonuna kadar savunmak.

Bizim davamız etiket veya koltuk değil, hizmettir. Menfaat değil, emektir. Kişisel hesaplar değil, çalışanlarımızın hakkıdır.

Çünkü adaletin olmadığı yerde güven olmaz, hakkın korunmadığı yerde huzur olmaz. Kul hakkının gözetilmediği yerde de gerçek anlamda ahlaklı sendikacılıktan söz edilemez.

Ben inanıyorum ki sendikacılık, insanın vicdanına hesap verebildiği, emeğe sahip çıktığı ve haksızlık karşısında susmadığı zaman anlam kazanır.

Bu anlayışla hak aramaya, adaleti savunmaya ve emeğin yanında durmaya devam edeceğiz. Bizim için asıl mesele kimin kazandığı değil, hakkın yerini bulmasıdır.

İlkemiz önce ülkemiz. Ölçümüz hak ve adalet. Mücadelemiz emek ve alın teridir.

Saygı ve hürmetlerimle…

Hilmi ŞANLI
Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Sekreteri

HABER BİLGİSİ
Kaynak: www.turkiyebulteni.com
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Cemil Tugay AK Parti’ye Katılma Kararını Anlattı: Erdoğan Bana Güven Verdi
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Cemil Tugay AK Parti’ye Katılma Kararını Anlattı: Erdoğan Bana Güven Verdi
WhatsApp
İhbar Hattı